Hayattan Kesitler Deniz Gezmiş kimdir kısaca hayatı ve neden öldürülmüştür

Yayınlandı Ocak 24th, 2017 | tarafından Selcuk

0

Deniz Gezmiş kimdir

Deniz Gezmiş kimdir kısaca hayatı ve neden öldürülmüştür (idam edilmiştir)?
24 Şubat 1947, Ankara doğumlu olan Deniz Gezmiş; Öğretmen bir ailenin çocuğuydu. İlkokul ve ortaokul hayatında bu sebepten ötürü şehir değişikliği çok yaptı. Öğretmen bir ailenin çocuğu olmasındaki diğer bir etkense yüksek vatan sevgisine sahip olmasıydı. Geçmişini biliyordu, atalarını yakından tanıyordu, bütün bunlar onun karakter oluşumunda etkili olan faktörlerdi. Lise tahsilini İstanbul’da tamamlayan Deniz Gezmiş; lise yıllarında siyasi görüşünün temellerini atmıştı. O, üniversiteye başladığında birçok gençten daha bilinçliydi. 1966 senesinde İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesine ilk adımını attı. İlk adımını atarken o okulu okurken yaşayacaklarının hayatına mal olacağını bilemezdi ama bilse dahi o adımı atardı. Zaten, karanlık bir yolda yürüdüğünün, risk altında olduğunun farkındaydı ama onun kitabında durmak yoktu.
Deniz Gezmiş; üniversiteye başladıktan kısa süre sonra gençlik eylemlerinde buldu kendini, çok geçmeden de önder olmayı başardı. Önce TİP bünyesinde çalıştı. Daha sonra 1968 senesinde Devrimci Hukukçular Örgütünü kurdu. Bu örgütün kurulmasından sonra ise; Deniz Gezmiş artık tanınan bir isimdi. Ve o günden sonra, hep ileri adım attı, bir kere dahi geri adım atmadı, pes etmedi, yılmadı.

6. FİLO OLAYLARI:

Deniz Gezmiş’in içinde bulunduğu ilk büyük protesto 6. Filo Protestosuydu. 6. Filo denilen Amerikan askerleriydi. Günümüzde özellikle sağ kesim tarafından, 6. Filonun Türkiye’ye girişinin bu kadar çok engellenmeye çalışılmasının, yaygara koparılmasının anlamsız olduğu savunulmakta. Halbuki mesele öyle de basit değildi. Yurda Amerikan askeri giriyor diye değildi yaygara. Yurda giren Amerikan Askerlerinin yaptıkları ahlaksızlıklaraydı. Amerikan Askerleri gelmeden önce genelevler kuruluyor, onların gözüne hitap etmesi için duvarlar beyaza boyanıyor, içki, şarap getirtiliyordu. Gelen Amerikan Askerleri hem sefa sürüyor hem de halka baskı uyguluyordu. Devrimci gençlik; olan bitenin farkındaydı. Ve bu durumun önüne geçilmesi gerektiğinin de farkındaydı.
1967 senesinin Ekim ayında 6. Filo Türkiye’ye gelecekti. Gençlik ise günler öncesinden almıştı kararını; “6. Filo Defol” diye haykıracaktı. İTÜ, Yıldız Teknik, ODTÜ öğrenci birlikleri 7 Ekim 1967’de bir eylem düzenleyerek başlamıştı; “6. Filo Defol” demeye. Çok geç saatlere kadar öğrenci birlikleri beklediler, ancak filodan 1 kişi dahi karaya çıkmaya cesaret edememişti. Korkmuşlardı büyük kalabalıktan, biliyorlardı karaya adım attıkları anda linç edileceklerini.

6. Filoya karşın Fikir Kulüpleri Fedarasyonu’da şu bildiriyi yayımlamıştı:

“Amerika’nın Vietnam’daki vahşetine, Türkiye’deki pervasızlığına dur demenin zamanı gelmiştir. Türkiye’de girebileceği iğrenç oyunların tasavvururu, insan bilincinin bu dev savaş makinesiyle mutlaka baş edeceği inancımızdan bir şey eksiltmemiştir.”
Gençler böylesine mücadele gösterirken, Türkiye Milliyetçi Öğretmenler Konfederasyonu Genel Başkanı Selahattin Arıkan ise öğrencileri tehdit etmek dışında bir şey yapmıyordu. Tehditi ise ‘solcuların işi azıtmaları durumunda Türk ordusunun müdahale edecek olmasıydı.” Halbuki devrimci Türk Gençliği ne polisten, ne askerden, ne de hükümetten korkuyordu. Onlar, Kemalist düşünce izinde emin adımlarla yürüyorlardı. 16 Ekim’de Taksim’de Amerikan bayrağı yakılmıştı. Bayrağın yakılması Deniz Gezmiş ile birlikte birçok gencinde başının belaya girmesine sebep olmuştu. (Devrimci Türk Gençliği’nin idölü Mustafa Kemal’di. Gençlik Mustafa Kemal’in emanetine sahip çıkmaya çalışıyordu ama unuttukları bir şey vardı. Mustafa Kemal izinde giderken, Mustafa Kemal görüşünde ilerleyemiyorlardı. Mustafa Kemal her ne kadar ihtilaller düzenlese, karşı da gelse sınırları aşmazdı. Mustafa Kemal Türk Bayrağını ayaklar altına alıp çiğneyen milletin bayrağına dahi, ayaklarının altına serilmesine rağmen basmamıştır.) Bu gençler bu hataları yüzünden ölümü hak etti dememiz ise kati suretle yanlış olur. Çünkü her insan hata yapar. Hele ki kanları kaynayan gençlerin, böyle hatalarına göz yummak, asıl hedeflerine göre yargılamak gerekir. Asıl hedeflerinde insan canı yakmak, insan öldürmek değil, vatanlarına sahip çıkmak vardı.
Bu yaşananlardan sonra, 17 Temmuz 1968 senesinde, polis İTÜ yurduna baskın düzenleyerek 30 öğrenciyi gözaltına almış, 47 öğrenciyi hastanelik yapana kadar dövmüş, 1 öğrenciyi de şehit etmiştir. “Vedat Demircioğlu” gençliğin mücadelesinin ilk şehididir.
1980 senesine girmeden birkaç gün önce NATO manevraları başlamıştı. Bu manevralara karşı ise Devrimci Sol protesto başlattı. 11 Eylül de tüm meydanlar NATO’yu teşhir eden bombalı bombasız onlarca pankart ile kuşatıldı. Ve yapılan bu eylemler Deniz Gezmiş’in de tutuklanmasına sebep oldu. Tutuklanan Gezmiş, 20 Eylül sabahı serbest bırakıldı.

MUSTAFA KEMAL YÜRÜYÜŞÜ

Deniz Gezmiş; Tip’teki çalışmalarından sonra Milli Demokratik Devrim görüşünü benimsemiş ve bu görüşü öğrenci çevresinde de yaymıştı. Devrimci öğrenciler birliğini de bu görüşünü benimsettiği kişiler ile kurdu: “Cihan Alptekin, Mustafa İlker Gürkan, Mustafa Lütfü Kıyıcı, Cevat Ercişli, M. Mehdi Beşpınar, Selahattin Okur, Saim Kurul, Ömer Erim Süerkanş” Bu kişiler DÖB ( Devrimci Öğrenciler Birliğini ) oluşturmuşlardı.
1 Kasım 1968 senesinde TMGT, AÜTB, ODTÜÖB, DÖB birlikteliği ile Samsun’dan Ankara’ya yürüyüş başlatıldı. Bu yürüyüşten önce de öğrencilere ve dağıtılabilen her kesime bir bildiri dağıtıldı:
“Büyük Türk Milleti Atatürk İçin Toplanalım.”
Mustafa Kemal’in milli kurtuluş idealini yaşatmak için, Mustafa Kemal Devrimine saldıran karanlık güçlere dur demek için, Milletçe yabancı uşaklığına düşmekten kurtulmak için, Tam Bağımsız, Gerçekten Demokratik Türkiye için, Gazi Mustafa Kemal’in milli kurtuluşçu saflarında toplanalım!”
Atatürk’ün ölümünden tam 30 yıl sonra, Atatürk devrimleri yeniden hareketlenmeye başlamış, Atatürk aşkı gençlerde yeniden alevlenmiş, “Atam İzindeyiz” “İkinci Kurtuluş Savaşı “ naraları atılmaya başlanmıştır. Samsundan 20-25 kişi olarak yola çıkan topluluk, Ankara’ya vardıklarında 300 kişiyi bulmuştu. Her nedense bu 300 kişi hükümette paçaların tutuşmasına sebep olmuştur. Acaba korktukları 300 kişi miydi, yoksa uyanan 300 kişi miydi?
Pankartlarında “Tam bağımsız Türkiye için, Mustafa Kemal Yürüyüşü” yazılı olan gençler yürüyüşe Atatürk’ün Kurtuluş Savaşını başlattığı şehir olan Kurtuluş Savaşından, Cumhuriyet günü 29 Ekim’de başlamıştır. 29 Ekim ve Samsun kelimeleri de belki birilerinde bir ima yaratmış olacak ki, bu denli paçaları tutuşmuştur.
Yapılan yürüyüş ile ilgili elbette devlet erkanından bazı yorumlar gelmiştir.
Süleyman Demirel: “Yollar yürümekle aşınmaz.”
İsmet İnönü: “Gençlerin, demokrasi düşmanlarına fırsat verebilecek her türlü davranıştan kaçınmalarını isterim.”
Millet konuşa dursun, gençler anıtkabirde Atalarıyla buluşmuşlardı bile. Atalarının defterine ise şu sözleri yazmışlardı:
“Amerikan emperyalizmine karşı İkinci Kurtuluş Savaşımızda gerçekten izindeyiz. Milli Kurtuluş Savaşımız yok edilemez. Onu yok etmek için bütün Türk milletini yok etmek gerekir.”
MAHKUMİYETİ:
İlk katıldığı eylem; Türk iş yöneticileri protestolarıydı. 31 Ağustos 1966 senesinde Ankara’dan İstanbul’a yürüyen Çorum Belediyesi temizlik işçilerinın Taksim Anıtı’na çelenk koymalarında hem destek, hem önayak oldu. Bu esnada ise tutuklandı.
6. Filo yurda ayak basamadı, 28 Kasım 1968 tarihinde ABD büyükelçisi Kommer Türkiye’ye gelecekti. Tabii, gençlik buna müsaade eder mi? Kommer’ın gelişi sırasında Yeşilköy Havaalanı’na gençlik bir protesto düzenledi. Düzenlenen bu protestolar esnasında Deniz Gezmiş tutuklandı. Bu tutuklanmada uzun süre mahkumiyet yaşamadı ancak üniversitede sağcı güçlerin hazırladığı protestolara öğrenci birlikleri ile birlikte direnen Gezmiş bu kez 19 Marttan, 3 Nisana denk mahkum oldu.
DENİZ GEZMİŞ’İN DEVRİM GAZETESİNE YAPTIĞI KONUŞMADAN BAZI BÖLÜMLER
…………Türkiye ekonomisi tam bir çıkmaz içindedir. Zamlara rağmen bütçenin açığı 2.5 milyardır. Bu tutucular koalisyonun iflasını açıkça ortaya koymuştur……..
…………Üniversite öğrenimini yapmak Anayasa’nın verdiği birhaktır. Öğrenci olarak devrimci mücdaleye katılmak ise, Mustafa Kemal’in bize yüklediği bir görevdir. Dünyanın bütün gericileri bir araya gelseler bu hakkımızı ve görevimizi elimizden alamayacaklardır………
………Bugün için gençlik, mümükn olduğu kadar geniş hak kitlelerini empreyalizme karşı mücadeleye katmak için devrimci eylemde bulunacaktır. Kemalist Devrim tamamlanacak ve onun emperyalizmle çelişen bütün milli sınıf ve tabakalara maledilmesi sağlanacaktır. Gençlik bütün Kemalist güçlerle yek vücut olmak zorundadır………
DENİZ GEZMİŞ BANKA SOYDU
Deniz Gezmiş’in yaptığı ve yapacağı çalışmalar için para gerekiyordu. Deniz Gezmiş’in ise, ne anne babadan böyle bir sermayesi vardı, ne de bir işi. Sonuçta bir öğrenciydi. Ona gereken parayı bir şekilde bulması gerekiyordu. Deniz Gezmiş Türkiye İş Bankası Emek Şubesini 3 arkadaşı ile birlikte soydu. Kimseye zarar vermeden soydu zaten o hayatında hiç kimseyi öldürmemişti. Bankadan aldığı paranın bir kuruşunu dahi kendi için kullanmamış, tamamını hayallerini kurdukları Türkiye’ye ulaşma yolunda kullanmıştı.
Banka soygunundan sonra ise Deniz Gezmiş yakalanamadığından bu suçtan ötürü de yargılanamamıştı. Gezmiş arkadaşlarıyla birlikte bir tünelden kaçtıklarını ve kurtulduklarını mahkum olduğu yıllarda anlatmıştı. 80 derece sıcaklıkta olan bir kalorifer tünelinden geçtiklerini, hatta peşlerinden polislerinden geldiğini ama polislerin 15 metreden fazla ilerleyemediklerini belirtti. Yani Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının cesareti, polisin cesaretini yenmiş, cesaretleri o an için zafere ulaştırmıştı devrimci gençleri.
DENİZ GEZMİŞ ADAM KAÇIRDI
Tarih 4 Mart 1971. Deniz Gezmiş ve arkadaşları yine bir kumpas peşinde. Para desteğine ihtiyaç var ama kime siz sol görüşü savunuyorsunuz, helal olsun gençlerime diye para desteğinde bulunmuyor. Banka soygunundan sonra, Deniz Gezmiş birde adam kaçırarak gerekli parayı elde etmeye çalıştı. Martın 4’ü 00:15 sularında, araba ile evine dönen Amerikalı askerler: “Başçavuş Jimie Sexton, Erler Larry Heavner, Richard Caraczi ve James Gholsan. Amerikalıların birde İsmail Okşar isminde Türk şoförü vardı.
Araba ile evlerine dönen Amerikalı Askerler; Kepekli Boğazını geçecekleri esnada yola devrilen bir direk olmasından dolayı arabayı durdurdular. Arabadan inip direği çekmeye çalışan askerler ve şoförün karşısına aniden Deniz Gezmiş ve arkadaşları çıktı. Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan, Mete Ertekin oradaydı. Onları THKO adına gözaltına aldıklarını söyleyerek, 20 metre ötedeki arabalarını bindirdiler, şoför İsmail ise elleri bağlanarak yan taraftaki tarlaya atıldı. Amerikalı askerler rehin alınırken, türk şoförü rehineler arasına almamışlardı.
Rehinelerin kurtulmasını onlardan çok istediklerini de mahkumiyet yıllarında belirtmişti Gezmiş. Ama para elde etmesi gerekiyordu. Gerekli para için ise Amerikalı askerleri rehin almak zorundaydılar. Bu sayede fidye isteyeceklerdi. Yetkili makamlar için 36 saat süre tanıyarak, fidyeyi ödemedikleri takdirde rehineleri öldüreceklerini söylediler. Tabi bu bir göz korkutmaktı. Rehineleri öldürmek gibi bir niyetleri yoktu.

Deniz gezmişim mezar resimleri

Bazılarının da fidyeyi vermeye niyeti yoktu. Başta Başkan Nixon’un. Nixon: “Fidye verilmemeli.” Diyordu. İsmet Paşa ise devrimci gençliği “Elinizi kana bulamayın.” Diye uyarıyordu.
Deniz Gezmiş; “Adamlara onları öldürmeyeceklerini söylediklerini” ve “adamlara işkence yapmak bir yana dursun, kendilerinden iyi beslediklerini” söylemişti. “Adamları muzla besledik be” diyerek de mizahi yönünden ödün vermemişti.
12 MART MUHTIRASI
Sokaklar yüksek tahsil imkanı elde edemeyen binlerce Anadolu çocuğu ile dolup taşıyor, öğrenim şartları ise problem olmaktan geri kalmıyordu. Gençler ise kendi sorunları bir yana dursun, memleket meseleleriyle kan davası gibi ilgileniyorlardı. Anadolu aç, kaynaklar tahrik edilemiyor. Fırsat eşitliği ise hak götüre. Az çalışıp, çok kazanan kişiler türeten ülke olma yolunda uygun adımlarla ilerlemekteytik. Halkın yarısı okuma yazma bilmiyor, hilafet ve şeriat mantığından bir türlü çıkamamıştı. Baştakiler ‘nurlu ufuklar’ naralarıyla karın doyurmaya çalışıyordu. Tabii, halk ‘nurlu ufuklar’a kanıyordu. Zaten Türk milletinde en çok kullanılan olgulardan biri de din değil miydi? İşte tüm bunlar olurken; 1960’lı yılların sonunda askeri müdahalenin ayak sesleri duyulmaya başlandı.
1969 seçimlerinde Adalet Partisi (AP) tek başına iktidar oldu ancak bazı görüş ayrılıkları partiden büyük bir grubun ayrılmasına sebep oldu. Adalet Partisinin meclisteki koltuk sayısı giderek azalıyordu. Bu sıralarda da Demokrat Parti kendini siyaset sahnesine attı.
1960 senesinde öğrenci hareketleri başlamıştı. İlk öğrenci hareketleri üniversitlerin iğleştirilmesi yönündeydi ancak 1970’lerin sonuna doğru bu hareketler nitelik değiştir. Artık sadece üniversitenin iğleştirilmesi için atılmıyordu adımlar, vatan için, Kemalist düşünce için atılıyordu. Öğrenciler artık silahlanmıştı, baş etmesi zorlaşmıştı. Huzursuzluk ortamı almış başını gidiyordu. 70’lerin başında, Silahlı Kuvvetler’de reform taleblerini yüksek sesle dile getirmeye başladılar.
Dönemin Başbakanı Süleyman Demirel 9 Martta istifaya zorlanmıştı ancak Süleyman Demirel “İstifa önerilerini reddedi ve yalnızca güvensizlik oyu aldığı takdirde istifa edeceğini belirtti.”
Türk Silahlı Kuvvetleri ise Hükümete 3 maddeden oluşan 12 Mart Muhtırasını verdi. Bu muhtıra da “ Türkiye Cumhuriyetinin tehlike içinde olduğu ve gerekirse Türk Silahlı Kuvvetlerinin Türkiye Cumhuriyetini koruma hakkını kullanarak; idareyi doğrudan üzerine alacaklarını.” Söylüyorlardı.
Bu muhtıra üzerine Başbakan Süleyman Demirel istifa ederken, Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay istifaya yeltenmemiştir.
DENİZ GEZMİŞ MAHKUMİYET
12 Mart darbesinden az bir süre sonra Yusuf Aslan ve Deniz Gezmiş motosikletle Sivas yollarındaydı. Yolda motosikletleri bozulmuştu, çevreden ise birisi ihbar etmişti devrimci gençleri. Gelen ihbardan sonra kaçışa geçen iki genç birbirlerini kaybettiler. Yusuf Aslan Elmalı’da, Deniz Gezmiş ise Gemerek’te yakalandı.
Hakkında tutuklama kararı bulunan Gezmiş tutuklandıktan sonra 16 Temmuzda Deniz Gezmiş ve arkadaşları yargılanmaya başladı. 9 Ekimde ise Deniz Gezmiş ve 17 arkadaşı idama mahkum edildi. Suçu; Türkiye Cumhuriyeti Anayasa’sın tağyir, tebdil ve ilgaya cebren teşebbüs etmek ve bu fiile fer’an iştirak etmek olarak bildirildi.
DENİZ GEZMİŞ’İN CEZA SEBEBLERİ
Kavaklıdere’deki polis kulubesini kurşunlayan ve toplum polislerini vuranlardandır. T.C. İş Bankası Emek Şubesi Soygunu, Amerikan Çavuşu Finley ve diğer dört Amerikan Çavuşunun kaçırılması, ODTÜ Atölyeler Müdürü’nün bağlanıp arabasının zorla alınması, Sevim Onursal’ın evinde görevli icra memuru, polis ve daha dört kişinin bağlanması, polisin yaralanıp tabancasının alınması olaylarına katılmıştır.
Yusuf Aslan, Hüseyin İnan ve Sinan Cemgil ile birlikte yola çıkmışken Sarıkla’da kendilerine mani olmak isteyen zabıta kuvvetleri ile müsamedeye girişmiş. Astsubay İbrahim Fırıncı’nın eşini yaralamış, arabası ile birlikte kendisini kaçırmış, Gemerek’e kadar götürmüş, orada ve yollarda zabıta kuvvetleri ile silahlı çatışmaya girmiştir.
Deniz Gezmiş hakkında verilen bu karar ile ilgili şu sözleri kullandı: “……… Biz varlığımızı hiçbir karşılık beklemeden ve devletin bağımsızlığına armağan etmiş bulunmaktayız. Bu sebeple ölümden çekinmiyoruz………”

deniz gezmiş ve arkadaşları

İDAM KARARI VE SONRASI
Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu (THKO) davasından 18 idam kararı çıkmıştı. Ancak çıkan bu 18 idam kararından 15’i ile ilgili idam kararı bozulup, farklı hapis cezalarına dönüştürülürken; Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’ın idam kararları onaylandı. İsmet İnönü ve Bülent Ecevit idam kararları için red oyu kullanırken, Süleyman Demirel idamdan yana oy kullanmıştır. Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay da idamları onaylamıştır. İnfazlar ise 6 Mayıs 1972 senesinde gerçekleştirildi. Ama bir infaz değil resmen bir işkenceydi Deniz Gezmiş’e yapılan.

İlk infaz edilen Deniz Gezmişti. Deniz Gezmiş’in son sözleri:
“Yaşasın tam bağımsız Türkiye. Yaşasın Marksizm-Lenininizm’in yüce ideolojisi. Yaşasın Türk ve Kürt halkalarının bağımsızlık mücadelesi. Kahrolsun emperyalizm. Yaşasın işçiler, köylüler.”
Deniz Gezmiş kilo olarak ağır olduğundan infaz ipine iki düğüm atılmıştı, normalde bir düğüm atılması gerekiyordu. Atılan bu iki düğüm yüzünden Deniz Gezmiş hemen can verememişti. Deniz gezmiş ayağının altındaki sehpayı cellatın itmesini beklemedi, kendi ayağının altındaki sehpadan kendi ayaklarını çekti. Son anında dahi başkaldırdı. Deniz Gezmiş’in ayağının altından sehpa gitmişti ama ayaklarının masaya değmesi üzerine ayaklarının altındaki masada çekildi. Deniz Gezmiş ise infazından tam 47 dakika sonra can vermiştir. Yani Gezmiş’e yapılan bir infaz değil, bir işkencedir.
6 Mayıs günü idam gerçekleştirilirken dar ağacına asılan 3 gencin karşısında Ali Elverdi keyif sigarasını tüttürüyordu. Ali Elverdi’nin bu davranışı günümüzde dahi Türk gençliği tarafından kınanmaktadır. Yaptığına ima gibi, onunda canı yine bir 6 Mayıs’ta bedeninden ayrıldı.

deniz gezmiş aslen nerelidir, deniz gezmişin yaptıkları, deniz gezmişin önemi, deniz gezmiş neden öldürülmüştür, deniz gezmiş idam kararı, deniz gezmiş ve solculuk

Tags: , , , , ,


Yazar Hakkında



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yukarıya Dön ↑